22 Temmuz 2012 Pazar

İşte Vücut Saati :Neyi Hangi Saatte yapmalıyız?

Doç. Dr. Kürşat Karacabey, insan vücudunun her işi yapabilmesi için ideal bir saati bulunduğunu, hangi işin hangi saatte yapılması gerektiğinin insanın genlerine kodlandığını söyledi…
Karacabey, yaptığı açıklamada, canlılarda, biyolojik bir ritmin varlığının söz konusu olduğunu, insanlarda biyolojik sistemin çeşitli durumlarda ve farklı sürelerde salınım gösterdiğini söyledi.
Sağlığın, insanların yaşam biçimiyle doğru orantılı olduğunu ifade eden Karacabey, “Yaratıcımız insanın saati kurması gibi tüm insanların vücut saatini kurmuş ve bilim adamları da bu saatin açıklamasını yaparak gün içerisinde hangi aktivitelerin gerçekleştirilmesi gerektiğini yapılması gerektiğini açıklamıştır” dedi.
Her işin verimli ve başarılı şekilde yapılabilmesi için ideal bir saatinin olduğunu, hangi işin hangi saatte yapılması gerektiğinin insanların genlerine kodlanmış olduğunu kaydeden Karacabey, başarı ve verimliliğe iş ya da etkinliğin yapıldığı zamanın önemli etkisinin olduğuna dikkati çekti.
Neyi ne zaman yapmalı?
Karacabey, hangi iş ya da etkinliğin sağlıklı ve verimli bir şekilde günün hangi saatinde yapılması gerektiğine ilişkin şu bilgiyi verdi:
Saat 01.00-02.00: Verimliliğin ve dikkatin en düşük olduğu saatler. Bu saatte hala çalışanlar hata yapmaktadır. Çünkü vücut kendini uykuya ayarlamıştır. Görme ve refleksler zayıftır, istatistiklere göre bu saatlerde yapılan trafik kazaları oldukça fazladır.
Saat 03.00: ve yoğunluk safhası, bu saatlerde insan içe dönüktür, bedensel ve ruhsal olarak karanlık bir safhadır. Melatonin hormonun salgılanması arttığından dolayı kişi tembel ve kararsızdır. Bu saatlerde insanların bunalıma girme ve intihar eğilimleri yüksektir.
Saat 04.00: Vücut kendini yeni güne hazırlamaya başlar ve enerji üretilmeye başlanır. Kan basıncında yükselme ve damarlarda gerilmeler oluşmaya başlar. Bu nedenle 04.00-06.00 saatleri arası enfarktüs krizi geçirme oranı oldukça yüksektir. Kalp rahatsızlığı olanlar ve erken saatlerde spor yapanların dikkatli olmaları gereken bir zaman dilimidir.
Saat 05.00-06.00 arası yeni güne merhaba saatidir, stres hormonu gündüz değerinin yaklaşık altı katına çıkar. Vücudumuz harekete geçer, gece boyu kayıp edilen enerji tekrar yerine konulur. Metabolizma hareketlenir ve günün işleri için enerji ve protein sentezlenir. Artık vücut yeni güne başlamak için hazır pozisyondadır.
Saat 07.00: Organizma uyanmıştır, ancak hala zayıftır, kaslar ve eklemler ısınmamış hala soğuktur, bu saate spor yapmaktan kaçınmalıyız. Spor yerine güzel bir kahvaltı yapmalıyız, sindirim sistemi iyi çalışmaktadır. Karbonhidratlar hiç depo edilmeden direk enerjiye çevrilmektedir. İstediğimiz gibi kahvaltı yapabiliriz.
Saat 08.00: Nabız ve tansiyon yükselmeye başlamıştır. Uyurken yaklaşık 60 olan kalp atım sayımız uyandığımızda sağlıklı bireylerde yaklaşık 72-78 atış arasına çıkar. Çalışmamız için gerekli olan bu kalp artışı kalp krizi riskini de artırabilir. Kahvaltı sonrası içilen sigaralara da çok dikkat edilmesi gereken bir saattir çünkü damarlar her zamankinden daha fazla daralmaktadır.
Saat 09.00-11.00: En etkin çalışma saatleridir. en yüksek seviyede olup bu saatler yoğun çalışma için en uygun ve en verimli saatlerdir. Aynı zaman da ve mantıklı düşünüp karar vermek için en ideal saat olarak göze çarpmaktadır.
Saat 12.00-14.00: Yorgunluğun baş göstermeye başladığı saatlerdir. Dikkat dağılmaya başlamış ve uyku hali oluşmuştur. Beyine giden kan miktarı azalmaya başlamıştır. Çünkü öğle yemeği saati gelmiş kan sindirim için yoğun olarak mide tarafından kullanılacaktır. Öğle yemeğinin ardından uyku hali iyice bastıracaktır. Bu saatlerde öğle uykusu yapabilen kişilerde enfarktüs geçirme oranı yaklaşık yüzde 30 oranında düşecektir.
Saat 15.00: İnsanın kendisini en mutlu hissettiği saattir. Bu saatte hormonu endorfinin salgılanması en yüksek seviyeye çıkar. Yeni işler için enerji yeniden gelmiştir, belleğimiz tam yerindedir. İkinci en verimlilik dönemi yaşanır ama bu verimlilik oranı sabahkinden daha düşüktür.
Saat 16.00-17.00: Adrenalin hormonu en yüksek seviyeye ulaşmıştır ve kaslar çok güçlü durumdadır. Kuvvet artışı en yüksek seviyeye ulaşmış, organlar yüksek performansla çalışmaktadır. -kas koordinasyonu mükemmel boyuttadır. Küçük kas gruplarının da en güçlü ve en etkili olduğu saat dilimidir. Yapılan istatistiklerde olimpiyat rekorlarının en çok bu saatlerde kırıldığı saptanmıştır.
Saat 18.00: Vücutta yorgunluk başlar ve vücut akşam yemeğine kendini hazırlamaya başlar. Kaslarımız güçsüzleşmeye başlar ve midenin en fazla asit salgıladığı saatlerdir. Pankreas bu saatte oldukça aktiftir. Akşam yemeğine başlamak için ideal bir zamandır.
Saat 19.00-20.00: Havanın kararmaya, vücudumuz uykuya hazırlık yapmaya başlar. Melotonin hormonu havanın kararması ile birlikte salgılanmaya başlar. Kan basıncı azalır ve nabız yavaşlarken mide de sindirim işlemi devam etmektedir.
Saat 21.00: Yemek yemenin en tehlikeli olduğu saattir. Sindirim işlemi sona ermiştir ve organların günlük görevi sona ermiştir. Bu saat ve bu saatten sonra yenilecek her şey midede sabaha kadar hazmedilmeden bekleyecektir. Hazmedilmeyen bu besinler midede çürüyecek ve zararlı çöp halini alacaktır. Bu zararlı asitler bağırsak ve mide mukozasına zarar verecek ve rahatsızlıklara neden olabilecektir.
Saat 22.00: Bu saatte alyuvarların aktivitesi artar, vücut bağışıklık sistemimiz etkin çalışmaya başlar. Sigara kullananlar bu saatte son sigaralarını içmelidir. Çünkü bu saatten sonra vücudumuz nikotin gibi zehirli maddeyi vücuttan uzaklaştıramaz. Sabah saatlerine kadar vücutta kalan bu zararlı madde vücudu zehirler.
Saat 23.00: Uyku için en ideal saattir. Stres hormonu salınımı oldukça azalmış, vücut gevşemeye başlamış, rahatlama ve sakinleşme hali oluşmuştur. Tansiyonumuz ve vücut ısımız düşmüştür. Uykuya daldığımızda 10 dakika sonra kalp atışı ve beynimizin aktiviteleri yavaşlar. Kişi 25 dakika sonra derin uykuya geçer.
Saat 24.00: Biz uyurken vücut kendini onarmaya ve yenilemeye başlar. Akşam yemeğinde aldığımız besinler hücrelerin onarımı için kullanılır. Hücreler yenilenir ve saçlarımız uzar. Gün içerisinde yıpranan bütün dokularımız uyku esnasında yenilenir. Bu günlük yenilenme fırsatını kaçırmamız biraz yaşlanmamız anlamına gelmektedir”

-alıntı-

1 Yaşınızı Hatırlayabilirsiniz Ama...

Bilim insanları, çocukluk hafızası ile ilgili araştırmada biyolojik yaşla beyin yaşı arasındaki farkı ortaya çıkardı.
Kanadalı bilim insanları, çocukluk hafızası ile ilgili araştırmada bebeğin ilk üç yılda yaşadıklarını iki yıl içinde unuttuğunu tespit etti. Kanada’nın Memorial Üniversitesi’nde çocukluk dönemi hafızalarıyla ilgili bilimsel çalışmada bebeklik döneminin neden hatırlanmadığı ve hangi yaşlara ilişkin anıların akılda tutulabildiği araştırıldı.
Halk arasında ‘erken yaşta çocuklar daha çabuk öğrenir ve asla unutmaz’ şeklindeki inanışın aksine çocukların 3 yaşından önce öğrendiklerini 10 yaşından sonra hatırlamadıkları ortaya çıktı.
Araştırmanın sonuç bölümünde insanlarda uzun yıllar anıların saklanabildiği kalıcı hafızanın 10 yaşında tamamen şekillendiği belirtildi. Carole Peterson’un liderliğini yaptığı ekip yaşları 4 ile 13 arasında değişen 100 çocuktan ‘erken döneme’ ait anılarını anlatmalarını istedi. Deneklerden yaşları en küçük olanların 18 aylık döneme kadar yaşadıklarını yaşları daha büyük olanlardan daha iyi hatırladıkları sonucuna varıldı.
Ancak iki yıl sonra 3 yaş ve öncesine ait anılarını hatırlayan deneklerin bu kez ‘Hayır, bir şey hatırlamıyorum’ demesi ekibi şu teze yöneltti: 3 yaş öncesi anılarını hatırlıyor. Ancak ileriki yaşlarda bu anıları unutuyor…
Dolayısıyla hafıza 10 yaşında tam olarak şekilleniyor. 7-8 yaşlarında olan çocuklar başlarından geçen olayları 5 yıl öncesine kadar hatırladı.
YAŞ İLERLEDİKÇE HAFIZA GÜÇLENİYOR
Araştırmaya göre 6 – 9 yaş arasındaki çocuklar ise 3 yaşına kadar yaşadıklarını hatırlayabiliyorlardı. 14 – 16 yaşındakiler ise 4 yaşından sonrakileri hatırlayabiliyorlardı. Araştırmaya göre hatıraların yarıya yakını 4 ve 5 yaşındaki çocuklarda tamamen yok oluyordu. 6 ve 7 yaşındaki çocuklarda ise hatıraların yüzde 24′ü siliniyordu. 10 yaşından büyük çocuklar hemen her şeyi hatırlıyorlardı. Child Development Journal’da yayınlanan araştırma hafızanın on yaşından sonra çocuklarda oturduğu ve çocukluğa dair anıların bu yaşa kadar hızla silindiğini ancak yaş ilerledikçe hafızanın güçlendiğini gösterdi.
IQ’su 140 olanlar 1 yaşını hatırlayabilir’
ŞENAY Yılmaz/ Çocuk Gelişim Uzmanı: Üç yaşına kadar beynimizde öğrenme hücreleri arasında bağ kuruluyor. Ancak üç yaşından sonra bu duruyor. Bazı hücreler yaşamlarına devam ederken bazı hücreler de ölüyor. Unutmamızın sebebi de bu ölen hücreler. Çocuğa 0-3 yaş arası kuvvetli bir eğitim verilmişse hafıza hücreleri sağlıklı kalıyor.
Çok eskiyi hatırlayanlar o dönemi en iyi şekilde geçirenlerdir. Birebir insan ilişkisinin artmış olması, farklı farklı materyallerle oynaması, farklı mekanlara götürmek çok etkilidir. Çocuk yalnız bırakılmadıysa, istismara uğramadıysa hücreler daha uzun süre dayanıklı kalabiliyor. Genetik de çok önemli. Her zeki çocuk değil ama 140-150 I.Q.’su olan bir çocuk hatırlayabilir. Onlarda dokuz aylıkken zeka oluşmaya başlıyor.
‘Kısa süreli hafızadır, depolanmaz’
PROF. DR BENGİ SEMERCİ Çocuk Psikiyatrı: Hatırlanmayan çocukluk süresi 3-4 yaşlara kadardır. Buna çocukluk unutkanlığı denir. Bunun nedeni beynin gelişiminin henüz yeterli olmamasıdır. Çünkü olan şeyi algılarız, beyinde bir takım işlemlerden geçer ve depolanır.
Yazdığınızın aksine bu süreden onlu yaşların sonuna kadar yani yirmili yaşlara kadar beynin uyum ve yenilenmesi hızlıdır, dolayısıyla öğrenme hızlıdır. Beyin 3-4 yaş sonrası hafızamızda anılar olur ama erişkin dönemde olduğu gibi her şeyi depolamayız, bir kısmı kısa süreli hafıza kullanılır ve depolanmaz.
‘Gelişmemiş beyin yapısı kaydetmez’
DR. AYLİN AKSOY ÇOBAN/ Psikiyatri Uzmanı (Acıbadem Fulya Hastanesi):
Zihin ve sinir sistemi gelişimi anne karnında başlayan bir süreçtir. Çocuklar 3 yaşa kadar öğrendikleri bilgileri kaydedemezler, 3 yaşından önce hatırlanan bazı anılar, sonradan anlatılmış olan hikayelerden çıkarsanarak hatırlanan şeylerdir, gerçek kaydedilmiş bilgiler değildir.
Bazı çocukların özellikle de üstün zekalı olanların beyin gelişimi daha hızlı olabilir. Kaydettikleri bilgiyi daha hızlı geri çağırıp daha hızlı kullanabilirler. 3 yaşına kadar olan bilgileri hatırlayabiliriz ancak 3 yaşından önce olanları hatırlamamız pek mümkün değildir. Hafızayı oluşturan beyin yapıları gelişmediği için bilgileri kaydedemeyiz. Hatırlanan bilgiler bize daha sonradan anlatılan hikayelerdir.

-alıntı-

Mum Ateşiyle Pişen Yemek

Bir gün Nasreddin Hoca ve arkadaslari iddiaya tutusmuslar Eger Hoca karanlik ve soguk bir gecede, sabaha kadar köy meydaninda bekleyebilirse arkadaslari ona güzel bir ziyafet çekecekmis Sayet bunu beceremezse o, arkadaslarina ziyafet çekecek Kararlastirilan gün Hoca meydanin ortasinda, sabaha kadar tir, tir titreyerek beklemis Sonra yanina gelenlere :

- Tamam demis Iddiayi kazandim

- Ne oldu ne yaptin demisler

- Bekledim sabaha kadar demis

- Hayir demisler Sen uzaktaki bir mum isigi ile isinmissin Iddiayi kaybettin! Ziyafetimizi hazirla Hoca çaresiz kabul etmis Ziyafet vakti kocaman bir kazanin altina minicik bir mum koymus Güya yemek pisirecek

- Ne yapiyorsun? demisler Kis, kis gülerek cevap vermis :

- Bu mum sicagiyla size yemek pisirecegim arkadaslar Uzaktaki bir mum isigiyla ben nasil isindiysam, bu kazandaki yemek de öyle pisecek!


-alıntı-

Ne Duymak İstersen?

Bir gün New York'ta bir grup iş arkadaşı yemek molasında dışarıya çıkarlar. Gruptan biri kızılderilidir yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yolda çalışma yapan işçilerin, araçlarının çıkardığı gürültü ve araçların korna sesleri arasında ilerlerken Kızılderili kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyler ve aranmaya başlar arkadaşları bu gürültüde arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam ederler.

Aralarından bir tanesi inanmasada onunla birlikte aramaya devam eder.

Kızılderili caddenin karşısına doğru yürür, arkadaşı da arkasından takip eder ve o binaların arasında bir kaç tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar.

Arkadaşı Kızılderiliye "Senin insanüstü güçlerin var! Bu sesi nasıl duydun?" diye sorar.

Kızılderili ise bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek arkadaşına kendisini izlemesini söyler.

Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlayarak atar. Bir çok insan bozuk para sesinin ceplerinden düşen bir paramı diye sesin geldiği yöne doğru bakar Kızılderili arkadaşına dönerek; "Gördün mü? Önemli olan nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğine bağlıdır. Herşeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin..." der.  

-alıntı-

15 Temmuz 2012 Pazar

BU TEST BEYNINIZIN CALISMA YONTEMINI COZUYOR!

Nobel sahibi Prof. Sperry'nin calismalarina gore beynimizin iki yarim
kuresinin de farkli islevleri var. Sol yarimkure tumevarimci dusunceyi

(mantik, dil, matematik, ayrintilar, analitik yaklasimlar), Sag yarimkure
tumdengelimci dusunceyi (ritim, renkler, hayal gucu, sentez) islemekte.

Hangi yarim kurenin baskin oldugunu kesfedin hayatinizi duzene sokun;

1. Asagidaki ifadelerden hangisi sizin icin daha cazip?
a. Canimin istedigini yapabilmek
b. Mukemmel bir aileye sahip olmak
c. Sectigim kariyerde basarili olmak

2. Sezgilerinize ne olcude guvenirsiniz?
a. Cok fazlab. Her zaman degil ama zaman zaman sezgilerime dayanarak
davranirim
c. Mantiksal bir aciklama getirebilmek her zaman daha onemli

3. Asagidaki ifadelerden sizi en iyi tanimlayan hangisi?
a. Merakli, soru soran
b. Duzenli
c. Ciddi, gayetli

4. Asagidaki seceneklerden hangisi sizi en cok heyecanlandiriyor?
a. Buyuk Kanyon gibi dogal mucizeler
b. Taj Mahal gibi insan yapimi anitlar, mabetler
c. Domingo veya Pavarotti gibi yetenekler

5. Gezegenimizi nasil yok ettigimizle ilgili olarak ne siklikta endise
duyarsiniz?
a. Cok sik
b. Bazen
c. Pek degil

6. Asagidakilerden hangisi sizde hayranlik uyandirir?
a. Bir kusun ucusu
b. Bir citanin hizi
c. Bir aslanin gucu ve cesareti

7. Bireysel hedefler belirler ve onlara sadik kalir misiniz?
a. Hayir, dogru zamanin geldigini hissetmem gerekir
b. Zaman zaman, ancak oldukca esnek ve geri donulebilir planlar
c. Evet, sonuca ulasmanin en etkili yolu


8. Dakik olmak sizin icin ne kadar onemli?
a. Hic degil
b. Zaman zaman
c. Cok onemli


9. Katilmis oldugunuz sinavlarda sizi en cok hangisi zorlar?
a. Konsantre olabilmek
b. Heyecanimi kontrol edebilmek
c. Basarili olabilecek miyim endisesi

10. Yeterince zamaniniz oldugunu varsayarsak, hangisi sizin icin daha
cekici?
a. Resim yapmak
b. Golf oynamak
c. Spor salonunda fitness yapmak

11. Hangi ifade sizi daha iyi anlatiyor?
a. Karmasik
b. Memnun
c. Detaylara onem veren


12. Aciklamakta zorlandiginiz ruyalar gorur musunuz?
a. Cok sik
b. Bazen
c. Cok az veya hic

13. Hangi ifade sizi daha iyi ozetler?
a. Sira disi
b. Akli basinda
c. Sabirli

14. Ne siklikta elinize gecen kagitlara bir seyler karalarsiniz?
a. Cok sik
b. Bazen
c. Hic

15. Asagidakilerden hangisi sizi daha cok rahatsiz eder?
a. Kurallar
b. Kabalik
c. Yetersizlik

16. "Aklima gelen yeni bir fikri hayata gecirmeden asla rahat edemem."
ifadesi sizin icin ne olcude gecerli?
a. Cok
b. Az
c. Hic

17. Uzun bir sure boyunca ayni proje uzerinde hic ara vermeden calismak
sizin icin ne kadar zorlayici olabilir?
a. Cok
b. Az
c. Hic

18. Emeklilik ile ilgili sizi en cok ne endiselendirir?
a. Emeklilik ile ilgili hicbir sey beni endiselendirmiyor.
b. Yaslanmak
c. Bosluga dusmek, zamanimi nasil gecirecegimi bilememek

19. Hatalara yaklasiminiz ile ilgili hangi ifade daha dogru?
a. Hatalar yasamin bir parcasidir ve bizi biz yapan deneyimlerimiz yapmis
oldugumuz tum hatalarin toplamidir.
b. Hic hata yapmayan insan hicbir sey yapmayan insandir. Bu da en kotu
hatadan daha tehlikelidir.
c. Hepimiz hata yapariz, ancak basarili insanlar daha az hata yapanlardir.

20. Hangi sozcuk sizi daha iyi acikliyor?
a. Filozof
b. Barisci
c. Pratik

21. "Yapacak cok is, ancak cok az zaman var" deyisi icin ne
dusunuyorsunuz?
a. Katiliyorum, hepimiz bogulabiliriz.
b. Daha yapmak istedigim cok is var ama asla yetisemediklerim icin
endiselenmiyorum. c. Kesinlikle katilmiyorum, sonucta iyi bir plan
cozumleyici olacaktir.

22. Okulda en basarili oldugunuz ders.
a. Resim, muzik
b. Beden Egitimi
c. Matematik

23. Sonuclari dogru zamanda elde edebilmek icin sizce zaman zaman kizgin
ve ofkeli olmak gerekli mi?
a. Hicbir kosul altinda
b. Duruma gore bazen gerekebilir
c. Evet
24. Arkadaslariniz sizi anlatmak icin hangi ifadeyi tercih ederlerdi?
a. Yaratici
b. Cana yakin
c. Guvenilir

25. Onemli bir karar almaniz gerektiginde..
a. Tek basima karar alirim
b. Sonuctan etkilenebilecek ilgili kisilerle gorusurum.
c. Uzman gorusune basvururum.

26. Ofiste kagitlarla araniz ne kadar iyi?
a. Birsinin arkami toplamasi gerekir
b. Duzenli olabilmek icin kendimi zorlarim
c. Son derece duzenliyimdir.

27. Asagidaki ifadelerden hangisi size daha yakin?
a. Vizyoner
b. Istikrarli
c. Is odakli

28. Enerjinizin buyuk bir kismini isinize mi harciyorsunuz?
a. Asla, is disinda yasayabilmek icin calisiyorum
b. Isime daha cok zaman ayiriyorum
c. Hayatimin bu doneminde once is

29. Asagidaki ifadelerden hangisi sizi daha iyi acikliyor?
a. Duygusal
b. Kararli
c. Agresif

30. Tatil kararinizda hangi secenek sizin uzerinizde daha etkili olur?
a. Muhtesem manzara
b. Deniz, gunes ve kum
c. Eglence



DEGERLENDIRME:

a=2
b=1
c=0
-alıntı-

Yolcular metrobüslerin önünü kesti

Avcılar metrobüs köprüsünün çökmesi sonucu sefer yapamayan metrobüsler çalışmaya başladı. Avcılar durağında perona inen yolculardan bazıları, metrobüs yolunu trafiğe kapatmak istedi. Yolcularla görevliler arasında tartışma yaşandı.

Sabah saatlerinde meydana gelen olay sonrasında yıkılan köprü enkazını kaldırma çalışmaları devam ediyor. Olay nedeniyle D 100 karayolunda hem Beylikdüzü hem de Topkapı istikametinde araç trafiği felç duruma geldi. Bir süre çalışmayan metrobüsler daha sonra Avcılar yan yoldan yolcu almaya başladı.

D 100 karayolunun Topkapı istikametinde bir şerit metrobüslerin kullanması için araç trafiğine kapatıldı. Böylece son durağa kadar gelen metrobüsler, buradan dönüş yapmaya başladı. Ancak metrobüsler Şükrübey durağından itibaren yolcu alıyor.

Bu arada, Avcılar durağında turnikeleri geçen yolculardan bazıları, dönüş yapan metrobüslere binmek istedi. Ancak görevliler, vatandaşları duraktan yolcu alınmayacağını belirterek uyardı. Yolcuların ısrarı üzerine görevliler önce yolcuları bindireceklerini belirtti. Ancak daha sonra hayati tehlike gerekçesiyle yolcular bu duraktan metrobüse bindirilmedi. Bu duruma kızan vatandaşlar, yola inerek metrobüslerin önünü kesti. Görevliler ile yolcular arasında bir süre tartışma yaşandı. Görevlilerin ikazı üzerine yolcular D 100 karayolundan karşıya geçerek yan yoldaki otobüs durağına geçti.

-alıntı-

GS Bonus Kamp Günlüğü: 15 Temmuz 2012 Pazar

Galatasaray Profesyonel Futbol A Takımı, 2012-2013 sezonu hazırlıkları kapsamında Avusturya’nın Wörgl kentindeki çalışmalarını bu sabah yaptığı antrenmanla tamamladı.

Basın açık olarak gerçekleştirilen sabah idmanı, koşu ve ısınma, açma - germe ile başladı. Bu bölümde kaleciler Fernando Muslera, Ufuk Ceylan ve Eray İşcan, kaleci antrenörümüz Claudio Taffarel yönetiminde ayrı bir antrenman programı uyguladılar.

Hamit Altıntop, Hakan Balta ve Johan Elmander ise Scott Piri ile birlikte çalıştı.

Antrenmanın ana bölümünde çift kale maç yapıldı.
Son bölümdeki koşunun ardından soğuma hareketleriyle antrenman tamamlandı.

Engin Baytar ve Semih Kaya, tedavilerinin ardından çalışmalarına salonda devam etti.

Avusturya’nın Wörgl kentindeki çalışmalarını tamamlayan Galatasaray Profesyonel Futbol A Takımı, öğleden sonra karayoluyla Almanya’nın Münih kentine geçecek. Galatasaray kafilesi, akşam saatlerinde Münih’ten havayoluyla İstanbul’a dönüş yapacak.

-alıntı-

28 Haziran 2009 Pazar

Başarılı ve Başarısız insanları özellikleri


başarılı insan ”birşey olacaksa benim sayemde olacak der

başarısız insan ”hiçbirşey benim elimde değil”der

başarılı insan düşlerini gerçeğe dönüştürür

başarısız insan gerçeği düşlerine dönüştürür

başarılı insan”araştırıp öğrenelim der

başarısız insan”hiçkimse bilmiyor”der

başarılı insan çözümün parçasıdır

başarısız insan sorunun

insan başarısız olmaktan

insan başarılı olmaktan korkar

başarılı insan başarısız insandan daha çok çalışır

başarısız insan her zaman çok insan hata yaptım der

başarısız insan”benim suçum değildi ”der

başarılı insan isteyerek yapar

başarısız insan mecbur olduğu için yapar

başarılı insan zaman

insan zamanı boşa harcar

başarılı insan söz verir

başarısız insan vaat eder

başarılı insan yapacağım der

başarısız insan”yapmaya çalışacağım”der

başarılı insan”iyiyim ama daha da iyi olabilirim”insan”çoğu insanın olduğu kadar kötü değilim”insan dinler

başarısız insan konuşma sırası kendisine gelsin diye bekler

başarılı insan başkaları doğru şeyler yaparken görür

başarısız insan başkaların yanlışları yakalar

başarılı insan başkalarından ders alır

başarısız insan başkalarından alır

başarılı insan fırsatları görür

başarısız insan sorunları görür

başarılı insan eylemde bulunur

başarısız insan konuşur

başarılı insan bedel ödemeye hazırdır

başarısız insan gümüş tabakta sunulması bekler...


alıntı-

Kendinize Engel Olmayın


1950"li yıllarda kamuoyunda; doktorların araştırmalarına dayanarak "bir mil dört dakikanın altında koşulamaz, bu insan fizyolojisi açısından mümkün değildir" yargısı vardı. Bu görüşler atletizmle uğraşan atletleri ve atletizm otoritelerini etkilemiştir. Atletizm otoriteleri ve atletler bu görüşün etkisinde kalarak bir mili dört dakikanın altında koşmayı hiç düşünmediler. Yarışmalarda bütün atletler artık rekor kırmak için değil sadece birinci olmak için koşuyorlardı.
Roger 1954 yılında yapılacak olan yarışa bir yıl kala bir mili dört dakikanın altında koşmak için hazırlanmaya başladı. Bu hedefine ulaşmak için tam bir yılı vardı. Bir yıl boyunca bütün fiziki çalışmalarını yaptı; ama Roger biliyordu ki bu yarışmada hedefe ulaşmak için sadece fiziksel antrenmanlar yeterli değildi. O her gün zihinsel antrenmanlar da yapmayı ihmal etmedi. Zihninde artık tek bir düşünce vardı: Hedefe ulaşmak. Hedef ise bir mili dört dakikanın altında koşmaktı. Bunun için bütün yolları deneyecekti. O, bu yarışa hazırlanmaya "Bir mili dört dakikanın altında koşacağım" diye başladı. Kendisine olan güveni tamdı. Zihninde hep bir yıl sonraki yarışı ve onun sonunda kıracağı rekoru düşünüyordu. Yarış başladığında tüm yarışçılar birinci gelmeyi düşünürken Roger rekora koşuyordu. Onun tek hedefi vardı, bir mili dört dakikanın altında koşmak.Onu gerçekleştireceğinden şüphesi yoktu. Yarış Roger"in birinciliğiyle bitti. Onun için birinci gelmek önemli değildi. Skor borda yöneldi. Orada yazan rakam 3,59" du.Roger başarmıştı. Bir yıl boyunca çaba sarf ettiği hedefine ulaşmıştı. Roger zaferi bedensel gücü ile değil, zihinsel gücü ile kazandı.Roger"den sonra gelen birçok sporcu da zihnin gücünü keşfederek inanılması mümkün olmayan rekorlara imza attılar. Bir yıl içerisinde aynı rekoru 300 atlet kırmayı başardı. Artık sporcular inanılmazları gerçekleştirmenin formülünü %20 bedensel güç % 80 zihinsel güç olarak özetliyorlardı.
alıntı-

14 Haziran 2009 Pazar

Balıklar ve Karıncalar


“Akıntılı sularda karıncaları yiyen balıklara rastlarsınız ve Sular çekildiğinde balıkları yiyen karıncalara.”

Roller öylesine değişken ki, bir misyon üstlenmek imkansız neredeyse. Bir bilen var mıdır yarının neler getireceğini?? Hangi umutlarla başlayacak gün ve hangi düş kırıklarıyla inecek akşam? Hayat dediğimiz şu derya var ya, hani hiç bitmeyecek sandığımız, hani kulaklarımızı tıkayıp, gözlerimizi kapadığımız, duymadığımız, görmediğimiz şu upuzun ve kısacık hayat, aslında bir soluktan ibaret, yani bir soluk kadar uzun ve bir o kadar da kısa. Ne garip bir çelişkidir bu böyle. Adı yok, rengi yok, ırkı yok, dini yok.Aslında adı “çığlık” bunun. Derin, acı ve sancılı bir çığlık. Hani duymaktan kaçındığımız, hani adımlarımızı umarsızca aşırıp bir başka boyuta, ardımıza dönüp bakamayacak kadar yüreğimizi titreten, her gün ve her an duyduğumuz yüzlerce çığlıktan sadece biri.. Gün bitmek üzere. Yarına görerek ve duyarak başlamak mümkün, yarın yeni bir çığlık duymadan.. NASIL MI?
1…Her gün evden çıktığınızda yada geri döndüğünüzde evinize, arşınladığınız yol boyu karşılaştığınız çocuklar var, kimsesiz, sahipsiz, iki büklüm çocuklar, hani şu sokak çocukları. Tutuverin birinin elinden, karnını doyurun yada giydirin veya banyosunu yaptırın o da olmuyorsa saçını kestirip yıkatın, hiçbirini yapamıyorsanız sevin, sıcak ve içten bir gülümseme bile yeter çoğu kez.
2…Otobüsle yolculuk yapıyorsanız ve oturacak bir yer bulabilmişseniz bu iyi bir şans ama mümkünse yanı başınızda ayakta yolculuk yapan yaşlı insanlara yada hamile bayanlara yer verin. Kendinizi ve yakınlarınızı sınayın. Bugün siz onlara, yarın bir başkası size.
3…Kim olduğunun önemi yok, aldığınız simidi alım gücü olmayan biriyle paylaşın, en azından deneyin.
4…Kırdığınız, üzdüğünüz ve canını acıttığınız insanları düşünün, ulaşma imkanınız varsa özür dileyip gönlünü alın. Özür insanın Erdemidir. Ertelemeyin, zaman yetmeyebilir.
5…Alışveriş yapacaksınız. Bir parçada satın alamayan arkadaşınıza, komşunuza veya varlığından haberdar olduğunuz bir yoksula alın.
6…Uzun zamandır ihmal ettiğiniz bir sevdiğinizin yada dostunuzun kapısını tıklayın. Hatırlandığını anımsatın ve hatırlayacak kadar değer verdiğinizi.
7…Boşluktaki insanlara yaklaşmaya çalışın, dinleyin, paylaşın. Anlatın, eleştirin ama incitmemeye özen gösterin. Bağlarını koparan insanları hayata bağlayan çok az şey vardır. Siz bu bağlardan biri olun.
8…Uyuşturucu, içki, kumar ve çarpık ilişkilerden uzak durun. Kendinize, ailenize, sevenlerinize ve çevrenize karşı sorumluluklarınızı hatırlayın ve sizi onlardan uzaklaştıracak illetlerden sakının. Her şey bir ilk’le başlar, denemeyin bile.
9…Evinizden dargın ayrılmayın. Eşiniz, çocuğunuz, anneniz, babanız, kardeşleriniz. Hayat onlarla güzel.
10…Aşk, yaşam ve ölüm arasındaki hassas köprüdür. Yaşayan bir ölü yaratmayın. Size tutkulu olan insana ani manevralarla sırtınızı dönmeyin ve tutkulu olduğunuz insanı size ani manevralarla sırtını dönecek kadar yıpratmayın.
11…Yürüyün, koşun, dans edin ama bedeninizi tembelliğe mahkum etmeyin. Fastfood türü yiyecekler tercih etmeyin, kırmızı et, yağlı ve tuzlu yemeklerden fazla tüketmeyin. Kalp vücudun aynasıdır. Ona iyi bakın. Kalp ameliyatlarının insan doğramaktan farkı yok. Hastalıklarınızı küçümsemeyin.
12…Abartısız ve doğal olun. Olduğunuz gibi, bu en güzel haliniz. Yargılamayın ve hor görmeyin. Üstünlük savaşlarınız ağır yenilgiler almanıza neden olabilir.
13…Konuşmanız gerektiğinde susmayın ve susmanız gerektiğinde konuşmayın. Dili terbiye etmek zordur ama imkansız değildir.
14…Dürüstlük altın bileziktir, kolunuza takın ve asla çıkarmayın.
15…En büyük yatırımınızı insan’a ve sevgi’ye yapın. Bu bazı zamanlar canınızı acıtacak olsa da unutmayın değer kaybetmeyen yatırımlarınız var. Evet hayat çok kısa ve bir o kadarda uzun. Ama gel gelelim ki, şerefle bitirilmesi gereken en asil görevdi hayat..


alıntı-

Farelerin Toplantısı


Bir gün
> fareler bir araya gelirler ve başlarına musallat olan bir
> kediden
> kurtulma
> planları yaparlar.
> Pek çok fikir öne sürülür.
> Hiçbiri kabul görmez.
>
>
> En sonunda genç bir fare kedinin boynuna bir çan asmayı
> önerir.Böylece
> kedi kendilerine yaklaşırken farkına varacak ve
> kaçabileceklerdir. Bu
> öneri fareler tarafından alkışlarla onaylanır.
>
> Bu arada bir köşede
> sessizce onları dinlemekte olan yaşlı bir fare ayağa
>
> kalkar ve bu
> önerinin çok zekice olduğunu, başarılı olacağından
> hiç kuşkusu olmadığını
> belirtir.
>
> Fakat, der, Kafamı bir soru kurcalıyor. Çanı kedinin
> boynuna KİM asacak ???
>
> ALINACAK DERS : IYI
> BIR PLAN YAPMAK AYRI,
> O PLANI GERÇEKLEŞTIRMEK AYRIDIR.

Hayatta Özgürlük Var Mıdır?


Adamın biri bilge bir kral olmakla ün salmış kralın yanına gider. Krala şunu sorar: "Efendim söyleyin bana hayatta özgürlük var mıdır?" Kral "Elbette" der, "Kaç bacağın var senin?". Adam soruya şaşırarak "İki efendim" der. Kral "Pekala, tek bacağının üstünde durabilir misin?" "Elbette" diye cevap verir adam. Kral "O halde hangi bacağın üstünde duracağına karar ver". Adam biraz düşünür ve sol bacağı üstünde durmaya karar verir. "Tamam" der kral "Şimdi de öteki bacağını kaldır." Adam şaşırır "Bu imkansız kralım" der. "Gördün mü?" der kral " Özgürlük budur. Sadece ilk kararı almakta özgürsün. Ondan sonrasında değil." Hayat gerçekten böyle. İlk kararı alıyorsun ve gerisi o ilk karara bağlı olarak gerçekleşiyor.Hayat hata kabul etmiyor. ilk kararın doğruysa işler yolunda gidiyor ama eğer yanlış bir karar aldıysan, herşey zincirleme yanlış gidiyor.Mesela mesleğini seçerken. Hasbelkader, iyi düşünmeden, yeteneklerinin farkında olmaksızın bir meslek seçtiğinde ömür boyu işini zorla yapmaya mahkum oluyorsun. İşinin başındayken başka bir iş yapmayı özlüyorsun. Ama biliyorsun ki; özgürlüğünü kullanmış ilk kararı vermişsin ve yeniden başlama cesaretin olmaz. Bazı insanlar vardır hayatta.Onlar ise herşeyi ardlarında bırakıp yeniden başlayacak kadar cesurdurlar. Ama sen onlardan biri olamıyorsun. Bunca emek bunca çalışmayı sanki çöpmüş gibi bir çırpıda atamıyorsun. Oysa göz ardı ettiğin bir şey var. Hayat çok kısa ve mutsuz olduğun işlerle zaman öldürmek aynı zamanda ruhunu öldürmekle eş anlamlı... Hayat kararlardan ibarettir ve kararlar birer kibrittir. Doğru yerde ateşlediğinde çorbanı kaynatacak ateş olur, yanlış yerde ateşlediğin de ise içinde bulunduğun evle birlikte seni de yakar. Hayat öyle basite alınacak bir oyun değildir. Oyunun kurallarını bilmen ve ona göre oynaman gerekir. Ama çoğu zaman oyunun kurallarını bilmek yetmez. Çok daha önemli olan başka bir şey vardır o da kendini bilmektir. Ne istediğini, neyin seni mutlu edeceğini ve kim olduğunu, neler yapabileceğini bilmek zorundasın. Ancak o zaman doğru kararlar verir ve mutlu bir hayata sahip olursun. Ve kararlar birer kibrittir. Ya kendini yakarsın ya da ısıtırsın.

alıntı-

1 Haziran 2009 Pazartesi

Onları Dinleme Yapabilirsin



Hepimizin "kaybetmek, yenilmek, hayatın pençesinde ezilmek" için nedenleri var.
Üstelik bu nedenler, donmakta olan birini uykunun çektiği gibi uyuşturucu bir mutluluğa bile çekebilir insanı.

Mücadeleyi, savaşmayı, dövüşmeyi bırakırsın.
Kendini, kendi mazeretlerinin karanlık derinliğine salarsın.
Hayatla arandaki kavgayı daha başlamadan kaybedersin.
En çok da "yenilmekten korkanlar" sever daha baştan kaybetmeyi, "yenilmemişlerdir", sadece savaşa girmemişlerdir.
Teslim olmak, yenilmekten daha iyi gelir onlara.

Bırakın savaşmayı, yenilmeyi bile beceremeyenlerin yenilgisidir bu.
Biraz zavallı görünür bu adamlar bana.
Ben savaşmayı severim, savaşanları severim, yenilmekten korkmayanları severim.
Mücadelecileri, dirençlileri, dövüşçüleri severim.
Kendi hayalini kendi yaratıp, ne olursa olsun o hayale yürüyenleri severim.
Böyle adamları benim gözümde değerli kılan onların hayalleri değildir, bazılarının hayalleri bana çok yabancıdır ama o hayale yürüyüşteki cesaret, o her şart altında dimdik duran azim, gerilememe kararlılığı çeker ilgimi.
O insanlar başarırlar.
Başarının ölçüsü de ne para, ne şöhret, ne iktidardır benim için.
Basittir benim başarı tarifim.
İnsanın hayallerini gerçekleştirmesine başarı derim ben.
Hayalinle senin arana dikilen bütün engelleri aşabilmeye.
Geçenlerde Chris Gardner’ın hikayesine rastladım.
Bir zenci.
Çocukluğu kötü geçmiş.
Babası onları terk etmiş, üvey babası çok kötü davranmış, onu ve kardeşlerini hırpalamış, annelerini dövmüş.
Daha yedi yaşındayken "çocuklarını asla bırakmayacağına" yemin etmiş.
Akıllı olduğu için arkadaşları buna "koca kafa" adını takmışlar.
Ama okumamış.
Gidip Deniz Kuvvetleri’ne yazılmış.
Sıhhiyeci olmuş.
Orada işleri çabuk öğrenmiş, doktorların ilgisini çekmiş.
Askerden sonra tıp okumayı düşünmüş.
Ordudan ayrılınca bir hastanede çalışmaya başlamış.
İşler iyi gidiyormuş.
Evlenmiş.
Sonra hastanede çalışmaktan vazgeçmiş.
Hastane malzemeleri satarak zengin olacağına karar vermiş.
Bu karar, onun felaketinin başlangıcı olmuş.
Bu arada bir de oğlu doğmuş.
Kapı kapı dolaşıp "tarayıcı" denilen bir alet satmaya uğraşıyormuş doktorlara.
Ama işler iyi gitmiyormuş.
Hayat gittikçe daha zorlaşıyormuş.
Parasızlık, çocuğun yuva masrafı, biriken faturalar, ödenemeyen kira, karısının çift vardiya çalışması, tarayıcıları kimsenin almaması.
Gardner, her yandan sıkışırken bir gün elinde kocaman tarayıcısı, sırtında her zaman taşıdığı ucuz çantasıyla bir doktor randevusuna yetişmek için hızla yürüdüğü sırada kaldırımın kenarında kırmızı bir Ferrari durmuş, içinden fiyakalı genç bir adam inmiş.
Adamı durdurmuş hemen.
- Efendim, izninizle iki sorum var. Bu arabayı alabilmek için ne iş yapıyorsunuz? Bu işi nasıl yapıyorsunuz?
- Borsacıyım. Şu binada borsacı olmak isteyenler için bir kurs veriyorlar.
Gardner o anda borsacı olmaya karar vermiş.
Ve hemen binaya girip kursa katılmak istediğini söylemiş.
Kursa katılabilmek için gerekli sınavı başarmış ve mülakata girmeye hak kazanmış.
Mülakattan bir gün önce eve polisler gelmişler ve ödemediği trafik cezasından dolayı onu tutuklamışlar.
O sırada evini boyadığı için onu atleti ve eline yüzüne bulaşmış boya lekeleriyle nezarethaneye atmışlar.
Ertesi sabah karakoldan çıkıp, o haliyle koşa koşa mülakata gitmiş.
Bir borsa sınavına, atletle ve yüzünde boya lekeleriyle gelen bu genç zenciye, kurulun başkanı:
- Karşıma atletle gelen bir adamı borsacı olması için kursa kabul etsem, ne dersin, demiş.
- Herhalde çok güzel bir pantolonu vardı, derim efendim.
Bu espri üzerine onu kursa kabul etmişler.
Kurs altı ay sürecekmiş, bu sürede hiç ara vermeyeceklermiş ve sonunda aralarından sadece birini işe alacaklarmış.
Bir yandan kursa gidip, bir yandan da para kazanabilmek için "tarayıcılarını" satmaya uğraşıyormuş.
Ama satamıyormuş.
Hayat daha da zorlaşmış.
Sonunda karısı onu terk etmiş..
Chris, bütün zorluklara rağmen çocuğuyla birlikte yaşamaya karar vermiş ve oğluyla ikisi baş başa kalmışlar.
Bir akşamüstü oğlunu mahalledeki basket sahasında oynamaya götürmüş.
Çocuğun bir atışını sertçe eleştirince küçük oğlan "ben bu oyunu beceremeyeceğim," diye oynamaktan vazgeçmiş.
- Kendileri yapamayanlar sana, senin de yapamayacağını söylerler, demiş oğluna. Sana, ben bile yapamazsın dersem beni dinleme.
Birkaç gün sonra kirayı ödeyemedikleri için ev sahibi onları evden atmış.
Bir motele yerleşmişler.
Sabahları oğlunu yuvaya bırakıyor, kursa gidiyor, kursta hisse satabilmek için müşterilerle konuşarak diğer kursiyerleri geçmeye çalışıyor, akşam yuvaya koşup oğlunu aldıktan sonra "tarayıcılarını" satmak için doktor muayenehanelerini dolaşıyormuş.
İşler biraz düzelmiş.
Tarayıcı satışları artmış.
Tam biraz nefes alacakken bu sefer de bir mektup gelmiş vergi dairesinden.
Ve, kazandığı bütün parayı elinden almışlar.
Satabileceği tek bir tarayıcı ve cebinde on iki dolarla kalmış.
Motele de para ödeyemediği için oradan da atılmışlar.
Ne gidebilecekleri bir yer, ne de ceplerinde para varmış.
Bir metro istasyonuna götürmüş oğlunu.
Oğluna, elindeki tarayıcıyı gösterip "bak bu zaman aleti" demiş, "hadi düğmesine bas ve zaman değişsin."
Çocuk düğmeye basmış.
"Ah," demiş, Chris, "işte zaman değişti, bak dinozorlar geliyor, hadi kaçıp bir mağaraya sığınalım."
Oğluyla metronun tuvaletine girmişler, "burası mağara," demiş Chris, yerlere tuvalet kağıtları serip oğluyla birlikte onların üstüne oturmuş.
Oğlunu uyutmuş ve o uyurken ilk kez ağlamış.
Ertesi sabah kursa elinde "tarayıcısı", bavulu ve bir takım elbisesiyle gitmiş, soranlara "akşam bir yolculuğa çıkacağım da onun için eşyalarım yanımda" diyormuş.
Bir yandan da deli gibi çalışıyormuş kursta.
O akşam bir kilisenin "evsizler" için olan barınağında kalmışlar.
Oğlunu uyuttuktan sonra elindeki son tarayıcının arızasını tamir etmeye uğraşmış.
Artık her sabah kursa gidiyor, bir ara koşarak bir doktor muayenehanesine gidip tarayıcı satmaya çalışıyor, akşamları evsizler için olan barınağın önünde çocuğuyla kuyruğa girip gece yatacakları bir yatak bulmaya uğraşıyormuş.
Bazı geceler barınakta yer bulamayınca metro istasyonunda kalıyorlarmış.
Bir yandan da diğer kursiyerlerin aramaya bile cesaret edemediği zengin yöneticileri arıyor, onlardan randevu alıyor, gerekirse evlerine gidip oğluyla birlikte kapılarını çalıyormuş.
Cebinde beş kuruş parası, yatacak yeri olmayan bu genç zenci bazı günler ülkenin en zengin adamlarıyla tanışıp onlarla dostluk ediyormuş.
Akşam da yeniden evsizler barınağına dönüyormuş.
Bir gün elindeki son "tarayıcıyı" satmayı başarmış.
O gece iyi bir otelde kalmışlar oğluyla birlikte.
Güzel bir hamburger yemişler.
Kurs son günlerine yaklaşıyormuş.
Ama kursun yöneticisi bu zenci öğrenciyi "ayak işlerine" koşturuyor, onun diğerlerine yetişmek için çabalarken bir de bu angaryalar yüzünden zaman kaybetmesine neden oluyormuş.
Bütün bunlara rağmen kursun sonuna kadar dayanmış.
Hisse senetlerini satmış.
Son gün takım elbisesini giyip gitmiş işe.
Onu son mülakata çağırmışlar.
Yönetici ona,
- Bugün burada kursiyer olarak son günün demiş.
Ve, eklemiş:
- Yarın burada bir borsa simsarı olarak işe başlayacaksın çünkü.
O anda Gardner’ın gözleri dolmuş.
- Zor oldu mu Chris, diye sormuş yönetici.
- Çok zor oldu efendim, demiş.
Ertesi sabah iyi bir maaşla işe başlamış.
Altı yıl sonra kendi şirketini kurmuş.
On beş yıl sonra şirketini milyonlarca dolara satmış.
Sonra oturup hayatını yazmış.
Yazdığı kitap bütün dünyada best seller olmuş.
Kitabından yapılan film Oscar’a aday gösterilmiş.
Şimdi artık zengin bir adam.
Bu adamın hikayesini çok sevdim.
Ne borsacı ne de zengin olmasıydı beni etkileyen.
Hayalini gerçekleştirememek için çok geçerli mazeretleri olan, çocuğuyla sokaklarda yatan, aç kalan, bir yandan kendisinden çok daha iyi eğitim görmüş insanlarla yarışırken bir yandan kimsenin almadığı bir "tarayıcıyı" satmaya uğraşan, bir gün bile çocuğunu yalnız bırakmayan ve en zor şartlar altında bile oğluna "yapabilirsin, yapamayanların öğütlerine aldırma" diyen bir adamın mücadele etmesinden, direnmesinden, metro tuvaletlerinde ağlarken bile amacından vazgeçmemesinden etkilendim.
Bu kadar kararlı bir şekilde ne olmak istese olurdu.
Hayattan, sefaletten, açlıktan korkmaması, bir tek gün bile yakınmaması, aç yattığı gecenin sabahında "nasılsın" diyenlere "iyiyim" diye cevap verebilmesi, başaramamak için sahip olduğu mazeretlerin içine saklanmaması, gerektiğinde yirmi dört saat uykusuz kalması, oğluna hep sahip çıkması, insanların ona hayran olmasını sağlıyordu.
Kendi hayat hikayesiyle, oğluna verdiği öğüdü herkese vermiş oluyordu:
- Yapamayanlar sana da yapamayacağını söylerler, onlara inanma.
Herhangi bir şeyi yapamamak için kuvvetli mazeretleri olanlar bu adamın hayatına bir baksınlar.
Onun hayatını izledikten sonra.
Ya yapacak, ya da utanacaklardır.

Kaynak : Hurriyet

Yazan: Ahmet Altan

Bir Haksız Terfi Hikayesi



Her yönetici gibi yoğunken, odama giren bir memur bana; -" Efendim siz, birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan birini terfi ettirdiniz. Yaş ve kıdem bakımından aramızda hiçbir fark yok. Öğrenimimiz de aynı. O benden daha yakışıklı da değil. Beni hala terfi ettirmiyorsunuz. " dedi. Ben ise dalgınlık halinde mırıldandım : -" Sokakta gürültü var. Duyuyor musunuz ? Nedir acaba? -" " Gidip sorayım efendim " diye cevap verdi memur sıkkın bir şekilde.Biraz sonra döndü. -" Bir arabaymış efendim ..." -" Yükü neymiş? " diye sordum.- " Gidip bakayım efendim ... " Biraz sonra döndü. -" Arabanın yükü bir sürü çuval efendim."- " Çuvallarda ne varmış?" -" Gidip bakayım efendim." Biraz sonra döndü. -" Çuvallarda çimento varmış efendim..."- " Nereye gidiyormuş bu araba? "- " Gidip bakayım efendim. " Biraz sonra dönüp cevap verdi.- " X ve Y inşaat şirketinin şantiyesine gidiyormuş efendim ..." -" Çok güzel... " dedim. -" Şimdi bana terfi eden arkadaşınızı çağırır mısınız lütfen ? Hani haksız yere terfi eden arkadaşınızı ... " Gitti ,çağırdı.Haksız yere terfi ettirmiş olduğumu söylediği ,o memur geldi. Ben mırıldandım: -" Sokakta bir takım gürültüler oluyor, nedir acaba? " -" Gidip bakayım efendim. " Döndüğü zaman şöyle cevap verdi:- " Kırk çuval portland çimentosu yüklü araba. Çimentoların menşei New Orleans. X ve Y inşaat şirketinin merkez şantiyesine gidiyormuş. " Ve devam etti. -" Uluslararası ulaşıma ait bir kamyon çuvallarını istasyondan almış. Çuvallardan biri patladığı için şimdi bunu değiştirmeye çalışıyorlar."


sözün özü:Çalıştığınız yerde size haksızlık yapıldığını düşünmeye başladıysanız ,amirinizle konuşmadan önce , hani şu demin anlattığımız terfi edemediğinden şikayetçi olan memuru aklınıza getirin ,ve ondan sonra kararınızı verin...


alıntı-

31 Mayıs 2009 Pazar

İhtiyar Çöpçü Hikayesi


İhtiyarlığa adım atalı çok olmuştu. Gözleri dalgalara takılmış halde, iyi kötü yönleriyle geçmişi düşünüyordu. İnsanlığa karşı pek güveni kalmamıştı. İyilik yaptıkça nankörlük gördüğünü düşünüyordu. Çoğu kişinin kendisine "enayi" gözüyle baktığını da biliyordu. Fakat karşılıksız iyilik yapmaktan vazgeçmiyordu. Çünkü kendisini hayata bağlayan çok az değerden birisi de, kendisine olan saygısıydı. Onu da kaybederse , herşeyini kaybetmiş olacağını düşünüyordu.
İhtiyar adam kayalıkların üzerinden yavaşça doğruldu, denizin kenarına atılmış kırık içki şişesi gözüne takılmıştı. İçki içmezdi ama görüp de almazsa ve bu kırık şişe birine zarar verirse vicdan azabı duyacağını düşündü. Onun şişeyi yerden aldığını gören biri kız, biri erkek iki genç gülüştü. Erkek ; "-Çöpçü herhalde. " dedi. İhtiyar adam herkesi hoş görmeye çalışırdı, özellikle gençleri ama yine de gencin, kendisi hakkında arkadaşıyla şakalaşırken biraz sesini alçaltmamasına, kendisinin duymaması için gayret etmemesine canı sıkılmıştı.
İhtiyar kırık camları atmış dönerken, gençlerin az önce kendisinin oturduğu kayalarda, azgın dalgalara karşı şakalaştığını, birbirini itekler gibi yaptığını gördü. Biraz daha uzakta bir kayaya gidecekti ki, birinin denize düşme sesi ve çığlığı kulaklarında çınladı. Kız düşmüştü, . Sportif yapılı gencin hemen atlayıp kızı kurtarmasını bekledi. Fakat kayadan kayaya telaşla koşan genç atlamaya cesaret edemiyordu.
Genç ne yapacağını bilemez halde dalgaların uzaklaştırdığı kız arkadaşına bakıyor, bağırıyordu. Sağa sola deli gibi koştururken, hemen yanından birinin denize atladığını duydu, bu az önce dalga geçtiği ihtiyar adamdı.
İhtiyar adam dalgaların tüm zorluğuna rağmen, güçlü kulaçlarla kıza yetişti, saçlarından yakaladı kayalara doğru çekti. Kayalara yaklaştığında kıyıdaki genç, kızı yakalayıp önce yukarı, sonra sahile çekti. İhtiyar adamı o anda unutmuştu bile. Birden aklına gelip denize doğru baktığında ihtiyar adamın hala çıkamadığını gördü.
İhtiyar kollarında derman kalmamış halde, kendisini kıyıdan koparmaya çalışan dalgalara kendini bıraktı. Genç çılgına döndü, sevdiği kızı kurtaran , az önce dalga geçtiği ihtiyar gidiyordu. Kısa zamanda büyük şeyler olmuştu hayatında. Hayatta en çok sevdiği kişiyi kurtaramamış, başkası kurtarmıştı ve o da şimdi kendisinden özür bile dileyemeden, boynuna tüm utançları takarak sonsuza dek gidiyordu.
Kendine tam gelememiş kız , gencin Sulara atlayışına baktı bağırdı ama nafile. Oysa arkadaşının kendisi kadar bile yüzemediğini iyi biliyordu.
Genç erkek tüm çabasına rağmen ihtiyara yaklaşamamıştı bile , dalgaların üzerinde boğulan değil, sanki dinlenen biri gibi duran ihtiyar da sanki gülümsüyor gibiydi. Genç bir anda ihtiyardan daha çok kıyıdan uzaklaştığını farketti. Bitiyordu herşey. "Gerçekmiş demek ki " diye düşündü, hayatı, arkadaşları , sevdikleri hızlıca gözlerinin önünden geçiyor gibiydi. İnsan ölüme yaklaşınca böyle oluyormuş. Su yutuyordu ama mücadeleyi bırakmıştı.
****************
Birden beklenmedik birşey oldu; genç adam kolunun kuvvetlice yakalandığını hissetti, önce köpekbalığı aklına gelip telaşla çekmek istedi ama hemen yanında ihtiyar adamı farketti. İhtiyar adam önce kolundan yakalamış, sonra yakasından tutup, onu bir bebek gibi çekmeye başlamıştı.
Göz açıp kapayana kadar kıyıya gelmişlerdi. İhtiyar adam, genci kızın yanına kadar atmış, nefesleniyordu. Gençlere gülümsedi ; "- Siz de, ben de bu Gün güzel dersler aldık. Ben kendi adıma çok mutlu oldum. Siz kimseyi küçümsememeyi öğrendiniz. Ben de bu küçük dalgalarda sizi deneyerek, insanlığın ölmediğini gördüm. Delikanlı beni kurtarmaya gelmen, beni ne kadar mutlu etti sana anlatamam. Fakat ben daha bu dalgalara yenilecek kadar kocamadım"
İhtiyar kıyıda kendilerini toparlamaya çalışan gençlerin birşey söylemesine fırsat vermedi; "-Hoşçakalın !. . . " deyip yürüdü.
Gençler peşinden koşamadıkları ihtiyara şaşkınlıkla, içlerinde bir buruk sevinçle bakakaldılar.
alıntı-

İnsanın Düzeltebileceği Şey Kendisidir


Bundan 20 yıl sonra, yaptıkların değil, yapamadıkların için üzüleceksin.Dolayısıyla halatları çöz. Güvenli limandan uzaklara yelken aç.
Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet.
Düşün, onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi Mercedes otomobil alırdı.

Bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar,tek başlarına çalışan kişiler tarafından elde edilmiştir.
Hiçbir parkta bir kurul için dikilmiş bir anıt yoktur.
Yapabileceğin kadar söz ver. Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap.
Oturarak başarıya ulaşan tek yaratık bir tavuktur.
Dertlerini gözyaşlarında boğmak isteyenlere dertlerin yüzme bildiğini söyle.
Dalın ucuna gitmekten korkma. Meyve oradadır.
Büyük adam büyüklüğünü küçük adama davranışıyla gösterir.
Şans bukelamun gibidir. Biraz zaman tanı, mutlaka değişecektir.
"Tarihte en etkili 100 kişi" adlı kitabı okudum.Onların hepsiyle ortak olduğumuz tek şeyin zaman olduğunu hayretle gördüm.
Günün sonunda kendini bir sokak köpeği kadar yorgun hissediyorsan,bu belki bütün gün hırladığın içindir.
Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin.Şimdi başla! Şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla.
Gülümsediğinde güzelleşmeyen bir yüz hiç görmedim.
Kimi zaman içindeki o sessiz sese uzmanlardan daha fazla güven.
Aerodinamik yasalarına göre o tombul ve tüylü arının hiç uçmamasıgerekiyordu.Herhalde bunu ona hiçkimse söylemedi ki, uçuyor.
Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak vesaklamakla geçiren insanlar, sonunda, en çok istediklerininsatın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar.
Öteki insanlardan daha akıllı ol. Yalnız bunu onlara söyleme!
Mutlu olmanın en garantili yolu bir başkasını mutlu etmektir.
Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın.
İyi çalışan, sık gülen ve çok seven başarıyı elde eder.
İnsanin tüm evrende kesin olarak düzeltebileceği tek bir şey vardır:
o da KENDiSiDİR ...
alinti

Hayat ile Röportaj


Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda."Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?" diye sordu Hayat."Zamanın var mı?" diye sordum.Gülümsedi."Benim zamanım Sonsuzluk" dedi Hayat. "Ne sorular var yüreğinde?""İnsanlarla ilgili en çok neye şaşıyorsun?" diye sordum.Hayat yanıt verdi."Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar. Para kazanmak için sağlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar. Gelecekle ilgili edişelenmekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar. Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar. Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar."Hayat elimi tuttu. Bir süre sessiz kaldık.Derin bir nefes aldım. Ona, insanların neleri öğrenmelerini istediğini sordum.Hayat yanıtladı."Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayacağını, yapabileceğin tek şeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim. Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim. İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim.""Zengin insanın en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim. Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim. Seni seven insanların duygularınmı nasıl ifade edebileceklerini bilmedikleri için seni sevmediklerini sanmak yerine onların sevgisini hissetmeyi öğrenmelerini isterdim."Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönüştü."Söylediklerimi yüreğine kaydet" dedi. Söylediği cümleyi yüreğime kaydettim."Başkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren".Yüreğim kuş gibi hafiflemişti."Son bir soru daha, Hayat" dedim. "Benden ne istiyorsun?"Bütün odayı beyaz bir ışık kapladı… ve Hayat yanıtladı."Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa başkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. ve gerçekten TEK değerli olanım. Değerimi bil."Hayat ın içimde dışımda her yerde aktığını hissettim. Kendimizi sevdiğimiz kadar Hayat ı sevebilirdik ancak. Ne daha az ne daha fazla...

kpss-

8 ÖzeL Armağan


Epiktetos yirmi asir önce demistir ki: "Kader önünde sonunda söyle veya böyle günahlarimizin bedelini önümüze koyar. Görünen ya da görünmeyen zaman içinde herkes günahlarinin bedelini öder. Ektigini biçer.Bunu bilen adam kimseye kizmaz, gücenmez, kimseyi asagilamaz, kimseyi itham etmez, kimseden nefret etmez, kimseye kin tutmaz. Bunu bilen adam karsilastigi aksiliklere sasmaz. Önüne çikan maddi-manevi engellerin kendi günahlarindan baska bir sey olmadigini bilir."Düşmanlarınızı düşünmek için ayiracaginiz bir dakika bile düsmanlarinizdan daha degerlidir. Nefret ve intikam hissi size büyük zararlar verir.Aristo söyle diyor: "İdeal insan iyilik yapmaktan zevk alir. Kendisine iyilik yapilirsa mahcubiyet duyar. Çünkü iyilik yapmak üstünlük isareti, bir iyilige muhtaç duruma düsmek zaaf isaretidir."Karsilasacagimiz nankörlükten dolayi üzülmemek için hazirlikli olalim. Karsilik beklemeden iyilik yapalim.Mutluluk minnet beklemekte degil, minnet gösterilmesinden rahatsizlik duyulacak olgunluga erismektir

.8 ÖzeL ArmağaN
1) DinLeme... Ama gerçekten dinleyin. Kesmeden, hayal kurmadan, vereceginiz cevabi düsünmeden... Can kulagiyla dinleyin.
2) Sevgi... Kucaklamalar, öpücükler, sirt sivazlamalar ve el tutmalar konusunda cömert olun. Bu ufak hareketler, aileniz ve dostlariniza olan sevginizi daha açik göstermenizi saglayabilir.
3) Kahkaha... Fikra anlatin, neseli hikâyeleri paylasin. Bu armaganiniz "seninle birlikte gülmeyi seviyorum" anlamina gelir.
4) yazıLı bir Not... Basit bir "Yardimin için tesekkürler" notu, ya da belki bir siir... Kisa, elle yazilmis bir not bazen ömür boyu hatirlanir.
5) iltiFaT... Basit, içtenlikle söylenen bir söz ("Bu renk sana ne çokyakismis", "Harika bir is çikardin" "Yemek nefis olmus" gibi) karsinizdakinin içini aydinlatir.
6) iyiLik... Her gün, rutininizi kirip birisine hos, nazik bir sey yapin.
7) YaLnızLık... Bazen tek istedigimiz yalniz kalmaktir. Bu anlara duyarli olun ve ihtiyaci olana yalniz kalma armaganini verin.
8) NeşeLi bir yaPı... Birine tatli bir söz söylemek gibisi yoktur. Selam vermek veya tesekkür etmek o kadar zor mu?

alıntı-

Yaşlı Kadın İle Meşe Ağacı


Kuraklık o yıl, New Jersey’in yemyeşil çayırlarını kahverengine çevirmiş ve tüm New Jerseylilerin gurur kaynağı yüzyıllık dev ağaçların yapraklarının zamanından önce dökülmesine neden olmuştu. Kuraklığın kırküçüncü gününde, küçük bir kentin yoksullar mahallesinden geçen Tom Greenfield adlı genç bir tarım uzmanı, tozlu yolda bir kova suyu sürüklercesine taşıyan yaşlı bir kadına rastladı.Otomobilinin camını indirdi ve yaşlı kadına seslendi:“Sizi gideceğiniz yere kadar götürebilir miyim, bayan?”Yaşlı kadın teşekkür etti ve bir kilometre kadar geride kalan evini işaret etti:“Zaten şu kadar kısa bir yoldan geliyorum” dedi ve yüz metre ötedeki dev bir meşe ağacını göstererek “Zahmet etmenize gerek yok...” dedi. “Iki üç adımlık yolum kaldı.”Greenfield, kadının bir kova suyu ne yapacağını merak etti. Onu arkasından izledi. Yaşlı kadının, zorlukla taşıdığı kovayı bahçenin uzak bir köşesindeki büyük meşe ağacına kadar sürükleyip, sonra da kovadaki suyla meşe ağacını suladığını görünce, hem hayran kaldı, hem de şaşırdı. Yanına yaklaştı ve sordu: “Bu ağacı sulamak için mi o bir kova suyu bir kilometre öteden taşıdınız? Güçlükle kaldırdığınıza göre kova galiba çok ağırdı.” Yaşlı kadın, genç adama gülümseyerek baktı.“Tam 81 yaşımdayım. Bu ağaç ise, yaşamdaki tek dostum. Küçük bir kızken arkadaş olmuştum onunla. Şimdi hiçbiri yaşamayan tüm arkadaşlarımla bu ağacın çevresinde, bilseniz ne oyunlar oynadık, onun gölgesinde nasıl dinlendik... Bu ağaç kurursa ne yaparım, ben?”Genç tarım uzmanı, yüzyıllık dev meşe ağacına uzun uzun ve dikkatlice baktı. Deneyimli gözü, ağacın giderek kurumakta olduğunu görmekte gecikmedi.Yaşlı kadın, meşe ağacıyla arkadaşlığını anlatmayı sürdürdü:“Annem beni dövdüğü ya da azarladığı zaman bu ağaca tırmanırdım, onun kollarına sığınırdım” dedi. “Nişanlım, parmağıma nişanı ağacın altında taktı. Benim için böylesi anılarla dolu olan bu ağaç için, bir kilometre öteden bir kova su taşımamı gerçekten çok mu görüyorsunuz?” Yaşlı kadın ertesi gün elinde su kovasıyla yine meşe ağacına giderken, ağacın çevresinde beş altı işçinin çalışmakta olduğunu gördü. Kovayı yere bıraktı ve işçilere doğru koşarak “Bırakın ağacımı” diye bağırdı. “Dokunmayın benim ağacıma...” Işçilerin başındaki adam kasketini çıkardı ve yaşlı kadınısaygıyla selamladı: “Ağacınıza kötü bir şey yapmak için değil, onu kurtarmak için geldik, hanımefendi” dedi. “Ağacınızın köklerinin çevresinde kanallar açtık ve onları tankerimizin deposundaki suyla doldurarak, ağacınızı bol bol suladık.”Yaşlı kadı tankerinin üzerinde yazılı olan “Greenfield Fidanlığı” adına takıldı.“Fakat ben sizi çağırmadım ki?” dedi. “Kim gönderdi sizi buraya?”Adam, saygılı tavrıyla yanıt verdi:“Bizi buraya gönderen kişi, adını söylemedi, efendim” dedi.Yaşlı kadın, yeterli suya kavuşan arkadaşı meşe ağacının altında durdu ve işçilerin tek tek ellerini sıktıktan sonra bindikleri kamyonun arkasından yaşlı gözlerle baktı.

alıntı-

21 Mayıs 2009 Perşembe

Köylü kadın


Genç kız, el aynasında makyajını kontrol etti; "-Gayet iyi."dedi. Güzelliğinden emindi.Çevresindeki erkeklerin pervane olmasındanzaten biliyordu güzel olduğunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaşayan biriydi.Cep telefonu çaldığında, akşam arkadaşlarıyla hangi eğlence yerine gideceğine karar vermeye çalışıyordu. Telefondaki numaraya baktı,arayan annesiydi.> >

- Alo...kızım, nasılsın?> >
- İyiyim anne. Ne oldu *> >
- Sana bir surprizim var.> >
- Surpriz mi?> >
- Evet.Çok eski bir arkadaşım, dostum şehrimize gelmiş...> >
- Eee kimmiş.> > - Kim olduğu surpriz. Fakat, onu senin almanı istiyorum.> >
- Ben mi?> >
- Evet, senin iş yerine yakın olan parkı biliyormuş. Parkagitmesini ve seninle buluşmasını söyledim. Senin de parka gidip onu almanı istiyorum.> >
- Anne, ben böyle şeyleri sevmem, kendin halletsen.> >
- Kızım 1-2 saatlik bir işim var. Ayrıca seni bebekliğindentanıyan bir arkadaşım. Seni görünce mutlaka çok sevinecektir.> >
- Amaaan. Peki peki... Nasıl tanıyacağım.> >
-Evden çıkarken üzerine giydiklerini tarif ettim.O parkta bazıoturaklar piknik masası şeklinde. Parkın sinema tarafı girişindeki ilk piknik masasına otur. O gelince seni bulacak.> >
-Tamam anne..tamam...> >
- Kızım senden her gün mü bir şey istiyorum.Üniversiteyi bitireli, hele de işe gireli bir fatura yatırmaya bile göndermedim.> >
- Hemen darılma, tamam dedim ya...> >
-O nasıl tamam demekse... neyse, hadi o zaman, izin al da çık,bekletme. Ben de işlerimi bitirip hemen geleceğim.> >

Genç kız, izin alıp çıktı.Kısa bir yürüyüşten sonra parka vardı.Bu parkta daha önce hiç oturmadığını farketti. Arkadaşlarıyla hep paralı,lüks eğlence yerlerine giderlerdi.> > Annesinin tarif ettiği, girişteki ilk masayı buldu, boş olankısmına oturdu. Masanın diğer tarafında bir köylü kadınla, küçük kız oturuyordu. Onlarla aynı yerde bulunmaktan utandığını hissetti.

"-Annemin arkadaşı çabucak gelse de, şunlardan kurtulsam" diye düşündü.> >

Köylü kadın çekinerek seslendi;> >
- Afedersin kızım, bir şey sorabilir miyim?> >

"Kızım" diye seslenmesi iyice sinirlerini bozdu.> >
- Ne var, adres mi soracan! ..> >
Sert çıkış karşısında kadın sesini alçalttı;> >
- Hayır kızım, başka bir şey soracaktım.> >
- Sizin gibi cahiller ya adres sorar, ya para ister.> >
Köylü kadının kızaran yüzüne aldırmadı bile. O sırada şık velüks giyimli, orta yaşlı bir kadının uzaktan yaklaştığını gördü.> >
"-Nihayet." diye düşündü. Ayağa kalkıp kadını karşılamayaçalışırken, kadın yanlarından geçip gitti. Somurtarak geri oturdu.> > Yanındaki küçük kıza daha sıkı sarılmış köylü kadının gözünden bir damla yaşın süzüldüğünü gördü.Kadın gözyaşını saklamak için diğer tarafa dönünce bir yüzündeki büyük yanık izi göründü. Genç kız manalı manalı güldü;> >

- Bak kolayca gözyaşı dökebiliyorsun, yüzünde de çirkin bir yanık izi var. Burda ne bekliyorsun geç bir köşeye aç mendilini ağla...Fakat ağlamayla benden bir şey koparacağını sanma, tamam mı..> >

Kadın dayanamadı;> >
- Cahil deyip duruyorsun. Ne cahilliğimi gördün. Tanımadığım birkadına, torununun yanında hakaret mi ettim! ...> >
- Oooo... laf yapmayı da biliyormuş> >
-Anlaşıldı kızım, sen üniversite bitirmiş, çok şey öğrenmişolabilirsin ama insanlıktan sınıfta kalmışsın. Torunumu okutmak için uğraşacaktım. Fakat seni görünce vazgeçtim.> >

Yaşlı kadın, küçük kızı alıp masadan kalkarken, boşalan yeredoğru şık giyimli bir kadın yaklaştı. Cevap vermek için hazırlanan genç kız zengin giyimli, şık kadını görünce uzaklaşan yaşlı kadına cevapvermekten vazgeçti. Yaşlı kadın geriye bakmaya çalışan küçük kızın başını eliyle engelledi.> > Bir süre sonra, genç kızın annesi parkta yanına geldi.> >

- Merhaba kızım, Zeynep teyzen nerde?> >
- Kimse gelmedi anne. En son bir bayan geldi, yanıma oturdu. Oda sadece dinlenmek için gelmiş biriymiş.> >
- Allah Allah! ... giyindiklerini çok iyi tarif etmiştim, seninasıl bulamadı anlamadım. Yanında küçük bir kız olacaktı.> >
Genç kız bir an durakladı.> >
-Küçük bir kız mı?> >
- Evet> >
- Anne! . biz zengin, kültürlü insanlarız. Herhalde arkadaşın dazengin, kültürlü biridir, değil mi?> >
- Kültürsüz değil ama zengin değil.> >
- Sakın bana köylü bir kadın olduğunu söyleme.> >
- Köyden gelen kadına ne denir ki! ..> >
- Oh... iyi iyi, köylü kadınları karşılmaya beni gönderiyorsun.> >
- Kızım, o kadına bir borcumuz vardı. O zamanlarda borcumuzunkarşılığı bir şey veremedik. ´ - Gün gelir, bir ihtiyacım olduğunda, benkapınızı çalarım´. Dedi ve işte bu gün kapımızı çaldı.> >
-Ne istiyormuş?> >
- Torununu okutmamızı istiyor. Baban şimdi arabayla geliphepimizi alacak, kayıt için okula götürecek.> >
- Anne, o köylü kadına ne borcun olabilir ki, anlayamadım?> >

Annesi, kızının öfkeli ses tonuna dayanamadı;> >
- Kızım, sen bebekken biz köydeydik.> >
- Eee...> >
- Sana yıllar önce bahsetmiştim, köydeyken evimiz yandı, biz de inekleri,atları,tarlaları neyimiz varsa hepsini satıp köyden göçtük,demiştim.> >
-Evet, hatırladım.> >
- O yangınla ilgili bir ayrıntıyı, seni üzülebilir veya senievde yalnız bıraktığımız için darılabilirsin korkusuyla anlatmamıştık.> >
- Herhalde şimdi anlatacaksın...> >
- Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pınarına gitmiştim.Lodos mu ne diyorsunuz, işte o rüzğar bazen ters esiyormuş, yukardan aşağı filan. Sen beşikte uyuyorken rüzğar bacadan içeri esince közler ocaklıktan tahtalara sıçramış, yangın başlamış. Pınar yerinden dumanları görüp koştuğumda alevler heryeri sarmıştı. Birazdan yıkılacak gibi görüneneve yine de girmek için atıldığım anda Zeynep teyzen kucağına seni almışolduğu halde dışarı fırladı. O sahneyi hiç unutamam; onun kucağından senialdığımda o çığlıklar atıyordu.> >
- Niçin?> >
- Seni kurtarırken, sağ tarafı yanmıştı. Gelince görürsün sağyanağında ağır bir yanık izi var. Çok acı çekti çook. Dur ağlama, seni bukadar üzeceğini bilmiyordum. Tamam kızım, bak makyajın akıyor, ağlama.Hah! .. baban da geldi. Fakat Zeynep teyzen hala bizi bulamadı...

Kaynak:Bilinmiyor